hasancan olarak etiketli yazılar

Hasancanbozkurt.net 2 Yaşında

Hasancanbozkurt.net 2 Yaşında

Hasancanbozkurt.net’i tam iki sene önce bu zaman yayına sokmuştum.O zamanlar internette tecrübesizdim.Blog siteler hakkında bilgim neredeyse sıfır düzeyindeydi.Aradan geçen zaman zarfında hemen hemen her konuya dair 1458 içerik eklendi.Bu kişisel siteme yeri geldi kişisel reklamlar aldım yeri geldi backlink çalışmalarıma büyük yardımı oldu.Öyle böyle derken tam seneyi doldurdum.Sitemi son zamanlarda çok ihmal ettim ama blaze ile bu sorunu da aştık.Bir ara düşüşe geçen sitemin durumu şuan gayet iyi gitmeye başladı.Artan alexa değerimi düşüşe geçirdim.Takipçilerim içinde elimden geldiği kadarınca kaliteli paylaşımlar yapacağım.Bakalım hasancanbozkurt.net ile daha kaç sene göreceksiniz :).

Tarihte hasan can kimdir?

Hasan can tarihte bilindiği üzere Yavuz Sultan Selim’in sırdaşı yoldaşı olan nedim(hoş sohbet arkadaşı)dir.

Hasan can,Hafız Mehmet Akkoyunlu sarayının mescidine bakan kendi halinde bir müezzindir.Fakat öyle güzel sesi varmış ki dinleyenler bir hoş olur ve gözleri dolarmış onu dinleyince.

Yavuz Sultan Selim Çaldıran Zaferi dönüşünde Erdebili Hazretleri’nin ziyaretine gelen Sultan’ın gözü onca insan arasında Hafız Mehmed ile oğlu Hasan’a takılır.Sultan Hafız Mehmed ile oğlu hasan can‘ı İstanbul’a davet eder.Hafız Mehmed müezzin olduğu için gelemez ama hasan can‘ı yanına alır nedim edinir.

Bu genç sıradan biri değil, hem gönül ehli, hem âlimdir. Bir çok lisan bilir. İkisi arasında tarifsiz bir yakınlık başlar. Sırdaş, yoldaş olurlar. Hani o, beyninden geçenleri kafatasından saklayan Sultan sadece ona açılır.

Hasan can ile tarihte anlatılanlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.

SİNA DENEN BELA
Sina Çölü kelimenin tam mânâsı ile belâdır. Yer sarıdır, gök sarı. Güneş tepsi kadar iri, hava toz yüklüdür. Kum dağları biteviye yer değiştirir ve klavuzlar dönektir. Sonra çölün tek vahası yoktur. Molalar ayrı derttir. Sıcak kum vücudu kuşatır ama, kumun az altı yılan, çiyan kaynar. Kunduralardan akrepler çıkar. Kaypak zemin yorucudur. Dahası toplar, çadırlar, hasırlar Yerinden kıpırdamayan ağırlıklar.

İşte askerin tâkâtını zorladığı anlardan birinde Yavuz Selim atından atlar, yürümeye başlar. Eh sultanın yürüdüğü yerde, hayvanına binmek kimin haddine? Bu işe mana veremeyen vezirler önceleri susmayı dener, yutkunup dururlar. Yavuz’a tek kelime söyleyemezler ama, güçleri Hasan Can‘a yeter. Fırsatını bulup çevirirler. “Yetti gayri!” derler, “Astırırsanız astırın, kestirirseniz kestirin! Ama itirazımız var!”
-Neye?
-Askeri yürütmenize!
Hasan Can mânâlı mânâlı güler. Önce boynu bükük, gözleri yarı kapalı yürüyen sultanı gösterir, sonra vezirlerin kulağına eğilir “Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem yaya olarak yol gösteriyor” der, “eğer yakışır diyorsanız, binelim atlarımıza”

CEZA MI, CAİZE Mİ?
Bir gün Yavuz, Hasan Can’a “Biliyor musun?” der, “Bu gece Muhammed Bedahşi Hazretlerini gördüm. Beyaz bir elbise giymiş, yolculuğa hazırlanıyordu.” Hasan Can gayri ihtiyari “Ahiret yolculuğu olsa gerek” der. Yavuz’un bu cevaba canı sıkılır. “Sen bilmez misin?” der, “Rüyalar tabire bağlıdır. Eğer Şeyh’e bir hal olursa gözüme gözükme!”

Çok geçmez. Muhammed Bedahşi hazretlerinin Devami >