hasan can olarak etiketli yazılar

Bahar Kampanyası

Bahar geldi doğa uyanışa geçti.Bu güzel günler bana uğur getirdi.Ziyaretçilerim artmaya başladı ve trafik sınırını zorlamaya başladı.Bende bunun şerefine büyük bir reklam kampanyası düzenlemek istedim.Sitesini yeni açıp da tanıtım da sıkıntı çeken veya bir ürün tanıtımını ucuz yoldan nasıl tanıtabilirim kuşkusunda olan arkadaşlar için büyük bir kampanya yapmak istedim.Aylık reklamlar pek etkili olmuyor ama yıllık reklam ister istemez insanların ilgisini çekiyor.Fakat maliyet olarak genellikle yüksek ücretlerle alıcıyı zorda bırakır.Bende bu duruma kısa süreliğine çare olayım diye 6 Haziran 2010 tarihine kadar 240 TL olan reklam alanını 100 TL’ye çektim.Ayrıntılar ve avantajlar için tıklayınız…

Rüyasında ölümünü gören hasan

Dünya nimetleri çoğumuzun gözünü öyle çevirmiş ki,bir Müslüman olarak asıl amacımızı unutur olmuşuz.Birgün hepimiz göçüp gideceğiz.Peki diğer tarafa ne götüreceğiz.Bizi yaratan Rabbimize hesap gününde nasıl hesap vereceğiz.Aşağıdaki video 3 bölümden oluşuyor.Eksiksiz izlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız.

Bölüm-1

Bölüm-2 Devami >

Tarihte hasan can kimdir?

Hasan can tarihte bilindiği üzere Yavuz Sultan Selim’in sırdaşı yoldaşı olan nedim(hoş sohbet arkadaşı)dir.

Hasan can,Hafız Mehmet Akkoyunlu sarayının mescidine bakan kendi halinde bir müezzindir.Fakat öyle güzel sesi varmış ki dinleyenler bir hoş olur ve gözleri dolarmış onu dinleyince.

Yavuz Sultan Selim Çaldıran Zaferi dönüşünde Erdebili Hazretleri’nin ziyaretine gelen Sultan’ın gözü onca insan arasında Hafız Mehmed ile oğlu Hasan’a takılır.Sultan Hafız Mehmed ile oğlu hasan can‘ı İstanbul’a davet eder.Hafız Mehmed müezzin olduğu için gelemez ama hasan can‘ı yanına alır nedim edinir.

Bu genç sıradan biri değil, hem gönül ehli, hem âlimdir. Bir çok lisan bilir. İkisi arasında tarifsiz bir yakınlık başlar. Sırdaş, yoldaş olurlar. Hani o, beyninden geçenleri kafatasından saklayan Sultan sadece ona açılır.

Hasan can ile tarihte anlatılanlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.

SİNA DENEN BELA
Sina Çölü kelimenin tam mânâsı ile belâdır. Yer sarıdır, gök sarı. Güneş tepsi kadar iri, hava toz yüklüdür. Kum dağları biteviye yer değiştirir ve klavuzlar dönektir. Sonra çölün tek vahası yoktur. Molalar ayrı derttir. Sıcak kum vücudu kuşatır ama, kumun az altı yılan, çiyan kaynar. Kunduralardan akrepler çıkar. Kaypak zemin yorucudur. Dahası toplar, çadırlar, hasırlar Yerinden kıpırdamayan ağırlıklar.

İşte askerin tâkâtını zorladığı anlardan birinde Yavuz Selim atından atlar, yürümeye başlar. Eh sultanın yürüdüğü yerde, hayvanına binmek kimin haddine? Bu işe mana veremeyen vezirler önceleri susmayı dener, yutkunup dururlar. Yavuz’a tek kelime söyleyemezler ama, güçleri Hasan Can‘a yeter. Fırsatını bulup çevirirler. “Yetti gayri!” derler, “Astırırsanız astırın, kestirirseniz kestirin! Ama itirazımız var!”
-Neye?
-Askeri yürütmenize!
Hasan Can mânâlı mânâlı güler. Önce boynu bükük, gözleri yarı kapalı yürüyen sultanı gösterir, sonra vezirlerin kulağına eğilir “Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem yaya olarak yol gösteriyor” der, “eğer yakışır diyorsanız, binelim atlarımıza”

CEZA MI, CAİZE Mİ?
Bir gün Yavuz, Hasan Can’a “Biliyor musun?” der, “Bu gece Muhammed Bedahşi Hazretlerini gördüm. Beyaz bir elbise giymiş, yolculuğa hazırlanıyordu.” Hasan Can gayri ihtiyari “Ahiret yolculuğu olsa gerek” der. Yavuz’un bu cevaba canı sıkılır. “Sen bilmez misin?” der, “Rüyalar tabire bağlıdır. Eğer Şeyh’e bir hal olursa gözüme gözükme!”

Çok geçmez. Muhammed Bedahşi hazretlerinin Devami >

Hasan Can

Yavuz’ a yoldaş ve sırdaş olan nedim; Hasan Can

Hafız Mehmet Akkoyunlu sarayının mescidine bakan kendi halinde bir müezzindir. Ancak onda öyle bir ses vardır ki, bülbüller bile imrenir. Kâh volkanlar gibi coşar, kâh akar sular gibi. O yanık Kahire aksanı ile okumaya başladı mı, dinleyenler bir hoş olur. Cemaatin gözleri dolar, yanaklardan Devami >