Kültür-Sanat-Tarih
Bugün 18 MART
18 Mar

3 Kasım 1914 sabahı itilaf devletleri Gelibolu yarımadasına dayanırlar ve o zamana kadar büyük yaralar almış şanlı ecdadımız OSMANLI DEVLETİNE son darbeyi vurmak için gelmişlerdir.Yurdun her tarafı işgal altındadır.Memleketin dört bir tarafı savaş halindedir.Fakat Çanakkale bizim için çok önemlidir.İtilaf devletleri boğazı geçtikleri an bizim için her şey biterdi.Fakat şanlı ecdadımız kanının son nefesine kadar ülkemizi savunmuştur.Nice 20′lik gençler biz bu vatan üzerinde rahatça yaşayalım diye kanını dökmüştür.Tarih böyle bir mücadele daha görmemişti.Dünyanın en büyük devletleri en büyük savaş aletleri ile Gelibolu Yarımadasını top yağmuruna tutuyordu.Bütün çirkin emelleri ile bu ülkeye sahip olmak istiyorlardı.Ama bu hiç kolay olmadı.Eli silah tutan her vatan evladı cepheye koştu.Doğudan batıdan güneyden kuzeyden memleketin her bir tarafından genç fidanlar Çanakkaleyi geçilmez kılmak için anasını babasını yarini bırakıp cepheye koştu ve sonunda başardılar.Dünya bu güce inanamadı.Bu ülkeyi almak yürek ister bilek isterdi.18 MART günü itilaf devletleri pis ellerini çekip gitmek zorunda kalmıştı.Bu vatan üzerinde asla ezan susmayacaktı.Bu vatan kolay kazanılmadı EY TÜRK EVLADI.
Onların yiyecek ekmeği giyecek üstü başı yoktu ama kanlarının son damlasına kadar bu ülkeyi savundular ve bize bu güzel vatanı bıraktılar.Peki biz ne yapıyoruz biliyor musunuz?Kendi ecdadımızı beğenmiyoruz.Elin avrupalısı yahu şu sokaklara pisleyip gezen yıkanmasını OSMANLI DEVLETİNDEN ÖĞRENEN avrupanın bilimi dururken kültürünü alıyoruz.Kimisi emo kimisi tikky kimisi rapçi kimisi de bilmem neyini örnek alıyor.Kimimiz yemek beğenmeyiz kimimiz kıyafet.Gençlik cami yolunu bile unutmuş,onu da geçtim İslamiyet desen tarifini yapamaz.İnsanı insan yapan temellerden biri inancı değil mi?Peki biz neye inanıyoruz.Yine avrupalının dinine mi e hayır çünkü onlar bile inandığı dinde ibadet yapıyor bizlerde o bile yok.Ne oluyor sana Türk Ecdadı,bu vatan asırlarca İslamiyet direği altında huzurla ve barışla yaşadı.Savaşta bile dualar eksik olmadı.Kan dökülerek kazanıldı.Peki biz neler yapıyoruz bu vatan için,bir düşünelim ne yapıyoruz.Şu milli değerlerimize sahip çıkabiliriz,dinimize sahip çıkabiliriz ve şu örnek aldığımız avrupanın bilim ve teknolojisini örnek alabiliriz.Çalışıp bilgili ve güçlü olabiliriz.Şimdiye kadar bu vatan toprağının altında yatan ecdadımızın kemiklerini fazlası ile sızlattık.Bari bundan sonra büyük bir uyanışa büyük bir dirilişe geçelim.
HERKESİN 18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ KUTLU OLSUN.ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANARKEN BİR FATİHA SÜRESİNİ OKUMAYI ÇOK GÖRMEYELİM
Atatürk’ün Çanakkale’deki ilk fotoğrafı
11 Oca

Çanakkale zaferi ulu önder Atatürk’ün önderliğinde tarihte gururla hatırlayacağımız vatan mücadele yıllarının verildiği yılların ilk fotoğrafına ulaşıldı.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, Atatürk’ün Çanakkale Savaşları sırasında medyada ilk kez yer alan fotoğrafına ulaştığını bildirdi.
Esenkaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Çanakkale Savaşları Sırasında Türk Basınında Mustafa Kemal” adlı araştırmasını tamamladığını söyledi.
Atatürk’ün, dönemin Donanma Mecmuası adlı derginin 27 Ekim 1915 tarihli sayısında, cephede Anafartalar Komutanı olduktan sonra kendisine tahsis edilen bir otomobilin içinde görülen ilk fotoğrafının yer aldığını belirten Esenkaya, ancak fotoğrafın altında ismine yer verilmediğini ifade etti.
Tarihte hasan can kimdir?
2 Oca
Hasan can tarihte bilindiği üzere Yavuz Sultan Selim’in sırdaşı yoldaşı olan nedim(hoş sohbet arkadaşı)dir.
Hasan can,Hafız Mehmet Akkoyunlu sarayının mescidine bakan kendi halinde bir müezzindir.Fakat öyle güzel sesi varmış ki dinleyenler bir hoş olur ve gözleri dolarmış onu dinleyince.
Yavuz Sultan Selim Çaldıran Zaferi dönüşünde Erdebili Hazretleri’nin ziyaretine gelen Sultan’ın gözü onca insan arasında Hafız Mehmed ile oğlu Hasan’a takılır.Sultan Hafız Mehmed ile oğlu hasan can‘ı İstanbul’a davet eder.Hafız Mehmed müezzin olduğu için gelemez ama hasan can‘ı yanına alır nedim edinir.
Bu genç sıradan biri değil, hem gönül ehli, hem âlimdir. Bir çok lisan bilir. İkisi arasında tarifsiz bir yakınlık başlar. Sırdaş, yoldaş olurlar. Hani o, beyninden geçenleri kafatasından saklayan Sultan sadece ona açılır.
Hasan can ile tarihte anlatılanlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.
SİNA DENEN BELA
Sina Çölü kelimenin tam mânâsı ile belâdır. Yer sarıdır, gök sarı. Güneş tepsi kadar iri, hava toz yüklüdür. Kum dağları biteviye yer değiştirir ve klavuzlar dönektir. Sonra çölün tek vahası yoktur. Molalar ayrı derttir. Sıcak kum vücudu kuşatır ama, kumun az altı yılan, çiyan kaynar. Kunduralardan akrepler çıkar. Kaypak zemin yorucudur. Dahası toplar, çadırlar, hasırlar Yerinden kıpırdamayan ağırlıklar.
İşte askerin tâkâtını zorladığı anlardan birinde Yavuz Selim atından atlar, yürümeye başlar. Eh sultanın yürüdüğü yerde, hayvanına binmek kimin haddine? Bu işe mana veremeyen vezirler önceleri susmayı dener, yutkunup dururlar. Yavuz’a tek kelime söyleyemezler ama, güçleri Hasan Can‘a yeter. Fırsatını bulup çevirirler. “Yetti gayri!” derler, “Astırırsanız astırın, kestirirseniz kestirin! Ama itirazımız var!”
-Neye?
-Askeri yürütmenize!
Hasan Can mânâlı mânâlı güler. Önce boynu bükük, gözleri yarı kapalı yürüyen sultanı gösterir, sonra vezirlerin kulağına eğilir “Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem yaya olarak yol gösteriyor” der, “eğer yakışır diyorsanız, binelim atlarımıza”
CEZA MI, CAİZE Mİ?
Bir gün Yavuz, Hasan Can’a “Biliyor musun?” der, “Bu gece Muhammed Bedahşi Hazretlerini gördüm. Beyaz bir elbise giymiş, yolculuğa hazırlanıyordu.” Hasan Can gayri ihtiyari “Ahiret yolculuğu olsa gerek” der. Yavuz’un bu cevaba canı sıkılır. “Sen bilmez misin?” der, “Rüyalar tabire bağlıdır. Eğer Şeyh’e bir hal olursa gözüme gözükme!”
Çok geçmez. Muhammed Bedahşi hazretlerinin Devami >
Osmanlı Padişahları-7
27 Ara

Kanunî Sultân Süleyman Han
Babası: Yavuz Sultan Selim
Annesi: Hafsa (Hafize) Hatun
Doğum Tarihi: 1495
Tahta Çıkışı : 30 Eylül 1520
Ölümü: 6/7 Eylül 1566
Kanunî Sultân Süleyman devrine şarkıyâtçı Ortalon’un söylediği şu sözlerle başlamak istiyoruz: “Sultân Süleyman’ın eserleri bir sıraya konulsa, en alt katta muhârebeleri, onun üstünde bıraktığı âbideler ve en üstte ise, kurmuş olduğu ilmî ve hukukî müesseseler gelir”.
Yukarıda zikredilen özelliğinden dolayı Osmanlı tarihinde Kanunî; sadece Osmanlı Padişahlarının değil, dünyada görülen hükümdârların en muhteşemlerinden biri olması haysiyetiyle Batı âleminde Le Manifigue (Muhteşem) ve Grand (Büyük); şâirlik mahlası olarak Muhibbî; 13 tane büyük gazâya fiilen iştirâk etmiş olması hasebiyle Gâzî ve diğer Osmanlı Padişahlarına dendiği gibi bazan da Süleyman Şah denen Kânunî Sultân Süleyman, bir rivâyete göre, 900/1494 yılında Hafsa Sultân’dan Trabzon’da dünyaya gelmiştir. 926/1520 yılında ve 26 yaşında Osmanlı tahtına geçen Kanunî, 974/1566 tarihine kadar yani 46 sene Padişahlık yapmıştır.
Kanuni Sultân Süleyman, evvela başına gâile çıkarmak isteyen, babası zamanında Şam Beylerbeyisi olan ve iktidâr değişikliğinden istifâde ederek Melik Eşref ünvânıyla hükümdârlığını ilan eden Canberdi Gazâli’yi 1521’de idam ettirdi. Bu gâileyi bertaraf eden Kanunî, daha sonra meşhur seferlerinden 1. Sefer-i Hümâyûn’unu Belgrâd üzerine yaptı. 1. Macar seferi veya Engürüs seferi de denen bu sefer neticesinde, sırasıyla Böğürdelen (Şabaç), Zemun ve Salankamin kaleleri fethedilmiş ve nihâyet daha sonraları Dâr’ül-Cihâd adını alan Belgrâd, 927/1521’de feth olunmuştur. Bu arada Yemen’de fitnelere yol açan İskender adlı şahıs, kendi adamları tarafından öldürülerek, 927/1521 tarihinden itibaren bu beldelerde de Osmanlı Sultânı adına hutbe okunmaya başlanmıştır.
2. Sefer-i hümâyûnunu asırlarca haçlı ordularına karakolluk yapan Rodos ve adalar üzerine düzenlemiş ve 929/1522 yılının sonlarına doğru Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleriyle birlikte İstanköy, Sömbeki ve Rodos adaları Osmanlı ülkesine katılmıştır. Hıristiyanlığın İslâm âlemine karşı bir kalesi sayılan Rodos’un zabtı, Avrupa’da büyük bir hayret ve teessür uyandırmıştır. Osmanlı orduları adaları fetihle meşgul iken Anadolu’da problemler çıkaran ve Yavuz tarafından Zülkadriye Eyâleti beylerbeyliğine getirilen Şehsuvaroğlu Ali Bey fitnesi de, Ferhad Paşa kumandasında gönderilen ordu ile 929/1522’de bertaraf olunmuştur. Bu arada Mısır’da çıkan cüz’î isyanlar da aynı yıl bastırılmış; vefat eden Hayır Bey’in yerine evvela Mustafa Paşa ve sonra da ikinci vezir Ahmed Paşa getirilmiş ve memlekette huzur ve âsâyiş sağlanmıştır. 930/1523 yılında Şah İsmail’in Sultânı tebrik için elçi gönderdiğini ve aynı yıl kendisinin vefatı üzerine oğlu Tahmasb’ın yerine şah olduğunu da kaydetmek isteriz.
3. Sefer-i hümâyûn, 2. Engürüs (Macaristan) veya Mohaç seferi olarak da bilinir. Belgrat’ın alınmasından sonra Devami >
Osmanlı Padişahları-6
27 Ara

Yavuz Sultan Selim Han
Babası: Sultan II. Bayezid
Annesi: Ayşe Hatun
Doğum Tarihi: 1470
Tahta Çıkışı: 25 Nisan 1512
Ölümü: 21 Eylül 1520
Karakterinin sertliğinden dolayı “Yavuz“ ve şehzâdeliğinden beri “Selim Şah“ denen Sultân Selim, 7 Safer 918/Nisan 1512′de Osmanlı padişahı olmuş ve 8 sene, 9 ay bu tahtta oturduktan sonra 8 Şevval 926/ 21 Eylül 1520′de vefat etmiştir: Zulkadiroğlu Alâüddevle’nin kızı Ayşe Hâtun’un oğlu olan Yavuz, şehzâdeliğinden beri, istikbalinin parlak olduğunu gösteren bir hayat çizgisi takip etmişti.
Anadolu’nun Safevî devletinin işgâli tehlikesine karşı, babasının ihmali ve aynı zamanda dedesi olan Alâüddevle’nin aczi karşısında şahlanan ve o dönemde Trabzon Sancakbeyi olan Yavuz, Şia’ya karşı Anadolu’yu müdâfaa hareketine girişti. Gürcülerle yaptığı muhârebeler sonucunda halkın nazarında manevi destek kazanan Yavuz, merkezin ikazlarına rağmen Şî’a ile olan mücadelesine devam etti ve bu mevzuda ihmâlkâr davranan babası II. Bayezid’i tahttan indirerek yerine kendisi oturdu. Ancak mücâdele sona ermemişti. İran meselesini halletmek için Amasya Sancakbeyi ve ağabeyi Şehzâde Ahmed ile Manisa Sancakbeyi olan Şehzâde Korkut ile anlaşması icab ediyordu. Yavuz’a karşı Şah İsmail’den yardım isteyen ve kuvvetli bir ordu ile isyana kalkışan Şehzâde Ahmed, 1513′de Bursa Yenişehir’de maslub edildi ve bağy= devlete isyan suçunun had cezası olarak idam olundu. Bu hadiseden 38 gün önce de, önceleri Yavuz’la anlaştığı ve kendisine Teke=Antalya, Hamîd = Isparta ve Midilli sancakları verildiği halde sonradan isyân eden diğer ağabeyi Korkut da aynı âkıbete uğramıştı.
Mevcut manileri bertaraf eden Yavuz, ittihâd-ı İslâm’ın mühim mani’i olan Safevî Devleti’ni ve onun sinsî reisi Şah İsmail’i halletmek üzere maddî ve manevî hazırlıklara başladı. İbn-i Kemal gibi allâmelerden bu fitnenin def’i için fetvâ alan Yavuz, 920/1514′de Çaldıran zaferini kazandı ve şarkın kapılarını Osmanlı Devleti’ne açtı. Kemah, Bayburt, Erzincan ve Kiğı Osmanlı Devleti’ne 921/1515′de ilhâk edildi. Bunu, aynı yıl Çaldıran zaferinden dönerken üzerine gidilen Zulkadiroğullarının Osmanlı Devleti’ne ilhâkı ta’kip etti. Bütün bu gayretlere rağmen, doğu ve güneydoğu bölgeleri Şi’a tehlikesinden kurtulamamıştı. İşte bu işi, büyük âlim İdris-i Bitlisî ve Bıyıklı Mehmed Paşa üstlendi. Bunların samimi Devami >



